F INDIK ve YETİŞTİRİCİLİĞİ
Giriş
Dünya nüfusu hızla artarken yüzölçümü değişmemektedir. Bununla birlikte, tarıma elverişli alanlar, erozyon, yeni yerleşim yerlerinin, sanayi tesislerinin ve yolların açılması gibi nedenlerle giderek azalmaktadır. Arazi miktarını artırmak mümkün olmadığına göre ülkeler modern teknikleri ve girdileri kullanarak, birim alandan elde edilen ürün miktarını artırmak zorundadırlar. Bu çalışmalar içerisinde bilimsel metotlara uygun bahçe tesisi, sulama, budama, gübreleme, ıslah, zirai mücadele gibi faaliyetler büyük önem taşımaktadır.
Fındığa (Corilus avellana L.) ait bulgular milattan çok önce Doğu Asya'ya ait olduğu belirtilmekte ise de, İlk kültüre alınışının 2500 yıl önceye ait olduğu ve bunun da Giresun ve çevresinde gerçekleştiği kaydedilmektedir. Anadolu, fındığın anavatanı ve dünyada yetiştiriciliği yapılan en önemli fındık çeşitlerinin gen kaynağını oluşturan, yabani türlerin doğal yayılma alanıdır. Ekonomik anlamda fındık yetiştiriciliği açısından en uygun tarım alanları ve fındık ticareti ilk olarak Anadolu da başlamıştır. Dünyada fındık yetiştiriciliği açısından en uygun tarım alanları Karadeniz Bölgesinde yer almakta ve dünyanın en kaliteli fındık çeşitleri bu bölgede yetiştirilmektedir.

Dünyada toplam kabuklu fındık üretimi 700-725 bin tondur. Bunun 500-575 bin tonu ülkemizde, 110-120 bin tonu İtalya'da, 30-35 bin tonu ABD de ve 15-20 bin tonu da İspanya'da üretilmektedir. Azerbaycan, Gürcistan ve Yunanistan bunun dışındadır.
Türkiye dünyanın bir yıllık fındık ihtiyacını tek başına karşılayacak üretim düzeyine ulaşmıştır. İtalya, İspanya gibi başlıca rakiplerimize Amerika Birleşik Devletleri, Yunanistan, Azerbaycan, Gürcistan gibi ülkeler eklenmiştir. Yakın bir zaman da Arjantin fındığı dünya piyasalarına girecektir.
Yurt içinde ancak %14-15'ni tükettiğimiz fındığın, %80-85'inin değerlendirilebilmesi için ihraç edilmesi gerekmektedir. Fındık yılda 700- 800 milyon dolar arasında ihracat geliri ile genel dış satım gelirimize %2-4 arasında döviz girdisi sağlamaktadır. Buradan fındığın bir sanayi ve ihracat ürünü olduğu görülmektedir.
Doğu Karadeniz Bölgesinde fındık bahçelerinin %75-80'ini oluşturan dikten sarpa kadar eğimli yapısı, ortadan çok şiddetli dereceye kadar toprak ve yağmur erozyonuna açık, sığ ve çok sığ (toprak derinliği %35'inde 0- 20 cm arasında, %50'sinde 20- 50 cm arasında) derinlikte ki, işlemeli tarıma uygun olmayan 5.,6. ve 7. sınıf arazileri yağmur erozyonuna karşı koruyan ve ekonomik olarak değerlendiren tek ürün şimdilik fındıktır. Yani bu arazilerde fındığın alternatifi yoktur.
Ülkemiz, son 10 yılın fındık üretim ve ihracat rakamlarına bakıldığında bu günkü pazarlama sistemi ile her yıl 400 - 450 bin ton dolayların da kabuklu fındığı ancak ihraç edebilmektedir. Buna 70-80 bin ton kabuklu iç tüketim ilave edildiğinde, ancak 500 bin ton fındığı değerlendirebildiği görülmektedir.
1960'lı yıllarda 225 bin hektar dolaylarında olduğu tahmin edilen fındık üretim alanlarının, 200 bin hektarı Trabzon, Giresun, Ordu illeri ve dolaylarında, 25 bin hektarı da Samsun, Bolu, Sakarya, Zonguldak illeri ve dolaylarında bulunmakta idi. Fındığın destekleme kapsamına alındığı 1964 yılından sonra Trabzon, Giresun ve Ordu illerinde %56’lık, Samsun, Düzce, Sakarya, Kocaeli, Bartın ve Zonguldak illerinde ve dolaylarında % 860'lık bir artışla 1989 yılında fındık üretim alanları toplam olarak 13 ilde 536 bin hektara ulaşmıştır. 2002 yılında bu alanın en azından 600 bin hektar dolaylarında olduğu söylenebilir.

Fındığın besin değeri
Fındık mineral maddeler açısından oldukça zengin bir kaynak olup, %1-3.4 arasında kül içermektedir. Fındık kalsiyum minerali bakımından zengindir. Kalsiyum kemik ve diş gelişmesi, sinir sisteminin düzenli çalışması, enzimlerin aktivasyonu, kanın pıhtılaşması, asit ve baz dengesinin kurulması ve kas kasılmasındaki düzensizliklerin önlenmesinde gereklidir. Ayrıca sodyumun düşük, magnezyum, kalsiyum ve potasyumun yüksek miktarda olması, vücutta kan basıncının düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Potasyum sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışmasında çok önemlidir.
Fındık, kansızlık, sindirim ve solunum sistemi rahatsızlıklarının önlenmesinde gerekli olan demir bakımından zengin kaynaklardan biridir. 100 gramında 3.4-5.8 mg. arasında demir bulunmaktadır. Fındığın, C vitamini yönünden zengin olan kuşburnu, kivi, limon, portakal gibi meyvelerle tüketilmesi durumunda, C vitamini sayesinde demir (Fe) ve kalsiyum (Ca) gibi minerallerin bağırsak duvarından vücuda geçmeleri kolaylaşır. Böylelikle fındığın sahip olduğu mineral maddelerden daha fazla yararlanmış oluruz.
Süt ve mamulleri demir bakımından fakirdir. Fındığın sütlü tatlılar, peynir ezmeleri, dondurma, yoğurt gibi ürünler ile birlikte tüketilmesi bu ürünlerin demir açığının kapatılması açısından önem kazanmaktadır. Ayrıca büyüme ve cinsiyet hormonlarının gelişmesinde rol oynayan çinko bakımından da önemli bir kaynaktır.
Fındık vücutta karbonhidrat protein ve yağ metabolizmasında düzenleyici görevleri olan bir kısım B grubu vitaminler yönünden de zengin bir kaynaktır. B1, B2 ve özellikle B6 vitamini fındıkta bol miktarda bulunur. Kan yapımı ve ruhsal sağlık için gerekli olan B2 ve B6 vitaminleri, gelişme çağındaki okul çocukları beslenmesinde büyük öneme sahiptir.
TÜBİTAK tarafından ülke çapında 960 okul çocuğuyla yapılan bir tarama çalışmasında, Türk çocuklarının %90'nı B2, %84'ünün de B6 vitamini yönünden yetersiz beslendikleri gözlenmiştir. Kan yapımı ve ruhsal sağlık açısından gerekli olan B2 ve B6 vitaminleri fındık ve fındık yağında önemli düzeylerde bulunduğundan bu besinin her gün düzenli olarak tüketilmesi ülkemiz çocuklarının iki ana beslenme sorununa pratik ve ekonomik bir çözüm olarak düşünülebilir.
100 gr. İç fındıkla günlük ihtiyaç duyulan 2500 Kcal'lık enerjinin %25'ini, Kalsiyum ihtiyacının %16'sını, Mağnezyum ihtiyacının %46'sını, vitamin B1'in %33'ünü, Vitamin B2'nin %8'ini, Vitamin B6'nın %35'ini, Niasinin %12'sini, Pantotenik asitin %12'sini ve Vitamin E ihtiyacının %200 oranında karşılayabilmektedir. Fındık doğal antioksidan Vitamin E bakımından bitkisel yağlardan sonra en iyi kaynaklardan biridir. Bu vitamin, kalp ve diğer kasların sağlığı ve üreme sisteminin normal bir şekilde çalışması için gereklidir. Alyuvarların parçalanmasını önleyerek kansızlığa karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. E vitamini, kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını önleyerek veya oluştuktan sonra bu hücreleri etkisiz hale getirerek vücudu kansere karşı korumaktadır.
Fındık yağının bileşimi zeytin yağının bileşimine benzemektedir. Her iki yağda da hakim yağ asidi oleik asittir. Fındık ve zeytinyağı ayrıca insan beslenmesinde esansiyel olan çoklu doymamış yağ asitlerinden linoleik asidi, tokoferollerden özellikle alfa tokoferolleri (VitE) yüksek oranda içermektedir.
ABD'nin Boston kentindeki Brigham and Women's Hastanesinde Dr. Christina Albert ve arkadaşları, fındık, fıstık türü kuruyemişin sağlık açısından önemli olan doymamış yağ, mağnezyum ve E vitamini içerdiğini dikkate alarak, kalp hastalıkları konusunda, 1982 yılında başlattıkları araştırmada, 21 bin erkek doktoru denek olarak kullandılar. Yıllarca süren araştırma sonucunda, fındık, fıstık türü kuruyemişin, aniden meydana gelen ve genellikle ölüme yol açan kalp krizi riskini yüzde 47 oranında azalttığı, ayrıca koroner kalp hastalıkları sonucu ölüm riskini de yüzde 30 oranında düşürdüğü tespit etmişlerdir. Fındık kalp sağlığında koruyucu madde olan apoprotein A-1'i %28 oranında artırırken, Riskli apoprotein B'yi de %7,5 oranında azaltmaktadır.
Fındık yağında bulunan linoleik ve linolenik yağ asidi, kandaki lipit ve trigliserit düzeyini dolayısıyla yüksek tansiyonu düşürücü etki yaptığı, kalp ve damar hastalıklarını geriletici fonksiyonları olan prostaglandinleri sentezleyebildiği bilinmektedir.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda fındıkta çok yüksek düzeylerde bulunan tek çift bağlı doymamış yağ asidi oleik asidin kanda kötü kolesterolün yükselmesini önlediği ve böylece kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterdiği belirtilmektedir.
Fındığın ve Fındık yağının bu açıdan önemi Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya eyaletinde yapılan 6 yıl süreli bir araştırma ile de belirlenmiştir. Bu çalışmaya göre günde en az bir kere fındık yiyen veya fındık yağı kullanan bir insanın, hiç fındık yağı kullanmayan insana göre enfarktüsten ölme riski yarı yarıya azaldığı tespit edilmiştir.
Fındık yağı incelendiğinde P/S oranının 1.8-2.8 arasında değiştiği ve diğer yağ çeşitlerine nazaran en uygun orana sahip olduğu görülmektedir. Bunun yanında alfa tokoferoller ile zenginleştirilmiş gıdaların birçok kanser tipini önlediği, sigara dumanının zehirli etkisine karşı koruduğu ve kan lipitlerinin oksidasyonunu önlediği vurgulanmaktadır.
Fındık, böbrek ve mesane iltihaplarına karşı iyi gelir. İdrar yolunda taş bulunan hastalar için ağrı kesici özelliği taşımaktadır. Kalp çarpıntısını keser, bağırsakları kuvvetlendirir, böbrek yetersizliğine iyi gelir, idrar yanmasını önler. İktidarsızlıkta cinsel gücü artırır. Karaciğer hastalıklarında ve karaciğerin damarlarını açmak için faydalıdır. Kalın bağırsak ve rahim iltihaplarına karşı iyi gelir. Fındık kabuğu kaynatılır suyu içilirse nezle ve gribe iyi geldiği, öksürüğü kestiği, sıtma ve sara hastalıklarına karşı faydalı olduğu belirtilmektedir.
İbni Sina "Kanun" adlı eserinde ;
Hayvan ısırmalarından hasıl olan yaralara lapa haline getirilmiş fındık ezmesi iyi geldiğinden bahseder. Fındık ezmesi incir veya kuru üzümle dövülüp lapa halinde akrebin ısırdığı yere konulursa ağrıyı kestiği ve şifa temin ettiği ifade edilmektedir.
Lokman Hekim’de fındık yemenin önemine işaret ederek "günde bir avuç fındık yiyende dert bulunmaz" demektedir. Ayrıca, Eklüttin emanün minelkulunç adlı eserinde "fındık, ceviz, badem ezmesi kuru incir karıştırılıp yenirse kansız insanlara deva olur" demektedir.
Fındığın yaprakları suda kaynatılıp içilirse kanı temizleyici etkisi vardır. Fındık dallarının yakılmasıyla elde edilen hafif ve güzel kömür, toz edilip kahve kaşığı ile alınırsa, mide ve bağırsaklardaki gazları giderir. İshale karşı güzel ilaçtır.
Diyet lifi (posa) diye adlandırılan selülozik bileşikler ve pektinler fındıkta %1-3 oranında bulunur. Her ne kadar fındığın tadına ve rengine olumsuz etki yapsa da insan beslenmesi açısından büyük öneme sahiptir. Bu bileşikler bağırsakta kimyasal bileşiklerin toksik etkilerini, kalın bağırsak hastalıklarını, kabızlığı ve kalp rahatsızlıklarını önler, Serum lipit düzeyi ve kan şekerini düşürür.
Yüksek enerji ve zengin besin öğeleri içermesi nedeniyle, vücudun günlük gereksinimlerine önemli düzeyde katkısı olan fındık, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi çağımızın korkulu hastalıklarındaki koruyucu özelliklerinden dolayı da önemli bir gıdadır. Çeşitli araştırmalar sonucunda önerildiği gibi her yaştaki kişilerin daha sağlıklı yaşam sürdürebilmeleri için her gün sert kabuklu meyveler, özellikle de fındık tüketilmelidir.

Fındığın Kısa Tarihi
Bir gıda ürünü olarak geniş bir tüketim alanına sahip olan fındık yüzyıllardan beri tanınmaktadır. Bir gıda ürünü olması yanında insanlar için diğer ortak yanı ise, bitkisini tanıyan toplumların bunu uzun süre kutsal kabul etmeleridir.
Fındığı, Çinliler, Allah’ın kullarına ihsan eylediği beş kutsal gıda ürününden biri ve mahcubiyetin sembolü olarak görmüşlerdir. Uygur Türkleri, üzerine Allah’ın nuru indiği düşüncesi ile kutsal kabul etmişlerdir. Romalılar, kahinler nezdinde kıymetli ve sevginin sembolü olarak benimsemişlerdir. Yunanlılar, fındık dalından yapılmış asanın sihirli gücüne inanmışlar, Germen kavimleri ise, üzerinde bir fındık bulunan kimsenin zürriyetinin arttığını düşünmüşlerdir. İtalyanlar yetiştirdikleri fındık cinslerine azizlerinin isimlerini vermişlerdir. İncil'in "Tevkin" kısmının 10. bab 37. ve 39. ayetlerinde fındık çubuğunun sihirli gücünden bahsedilmektedir. Bu mitolojik ve dini niteliğinden dolayı fındık, daima insanların ilgisini çekmiş, ünlü dünya klasiklerinin sayfalarına geçmiştir.
Fındığın kaynağının neresi olduğu konusu tartışmalıdır. Elde edilen en eski kaynak olarak Çin'de bulunan bir el yazmasından M.Ö. 2838 yılında Doğu Asya'da fındığın bilindiği görülmektedir. Bunu doğrular nitelikte Uygur Destanındaki Buğu Tekin efsanesinde, fındık ağacına kutsal bir nitelik verilmektedir. Bu bulgulardan kaynaklanan birinci görüşe göre, kaynağı Asya olan fındık Türk'lerin göçüyle birlikte İran ve Anadolu'ya kadar gelmiştir. Bu görüş yönünde 15. yy.'da tasavvuf bilgini ve şair Molla Cami'nin beyitlerinden İran'da fındık yetiştirildiğini görüyoruz. Karadeniz kıyılarında fındık tarımı yapıldığına dair en eski belge ise 13. yy.'a ait Ispartalı Seyrani'nin destanıdır. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi de bunu doğrular niteliktedir. Bu görüşe göre fındık, Karadeniz kıyılarından Yunanistan ve İtalya'ya götürülmüştür. Araplar tarafından da öğrenilen fındık, Abbasi'lerin İspanya ve Sicilya’yı almalarıyla buralarda da tanınmıştır.
Evliya Çelebi tarafından 1401-1631 yılları arasında yazılan seyahatnamede Trabzon'dan Gürcistan ve Mikrilistana gitmet üzere yola çıkışını şöyle anlatır. Trabzon'dan 200 adam ile 20 pare Laz mekulesi kayıklara pürsilah binip limandan ümit yelkeni açtık. Değirmen deresi limanına geldik, Trabzon'a yakın limanı azimdir. Yine şimale gelerek Şana kasabasına vardık, ala yataktır. Dağlarında ve taşlarında cümle ormanları fındıktır ki her tarafta şana fındığı meşhurdur. Buradan ileri giderek Sürmene'ye geldik... diye devam etmektedir.
Ebu Hanife: Fındığın Arapça'sı Elculuz, Farsça'sının da fındık olduğunu söyler. Funduk (fındık) kelimesi, Suriye ve Fas'ta yol üzerinde yahut şehirde bulunup, içine yolcular inen bir ev, İranlıların hanına tekabül eden bir misafirhane yahut bir otel manasını ifade eder. Bunun Yunanca pandoceion kelimesinden gelmiş olması muhtemeldir.
Fındığın Amerika kıtasında sadece ABD'nin Oregon ve Washington eyaletlerinde rastlanılmaktadır. Kaynağı ise 20. yy. başlarında Türk, İtalyan ve İspanyol fındık cinslerinden "Oregon Agricultural College" tarafından yapılan melezleme çalışmalarıdır.
Fındık Bahçelerinde Ahır Gübresinin Kullanılışı;
Toprağa verilecek çiftlik gübresi ve benzeri organik gübreler toprağın verimliliğinin artmasına, toprakta besin maddelerinin tutulmasına, su tutma kapasitesinin ve katyon değişim kapasitesinin yükselmesine, toprağın havalanmasına, toprağın erken tava gelmesine ve agregat teşekkülüne olumlu etkiler yapmaktadır. Ayrıca ahır gübresi, suyun toprak yüzeyinden akıp gitmesine ve buharlaşmasına da engel olur.
İnce yapılı ve kumlu topraklarda ahır gübresi toprak parçacıklarının bir birine bağlanmasını sağlar. Ağır killi topraklarda ise toprağın gevşemesini ve toprak içinde boşlukları artırır. Her iki durumda da toprağı bitki gelişimi için daha iyi bir yapı kazanmasını sağlar.
Ahır gübresinin en önemli özelliklerinden biriside zengin mikroorganizma kaynağı olmasıdır. Bir gram sığır dışkısında 60 ila 137 milyar bakteri bulunmaktadır. Toprağa katılan ahır gübresi, topraktaki mikroorganizma sayısını ve etkinliğini artırır. Böylece bitkilerin gelişmesi için çok yararlı olan, topraktaki faaliyetleri hızlandırır.
Ahır gübresi yapısı itibariyle toprağın havalanmasını sağlayarak, toprakta var olan ve bitkilerin kullanamadığı bazı besin maddelerini bitkiler için faydalı hale getirir. Ayrıca bitkilerin gelişmesi için gerekli olan besin maddelerini doğrudan toprağa sağlar.

a) b)
a) Ahır gübresinin görünüşü; b) hatalı kullanımı
Ahır gübresi bahçeye atılır atılmaz toprak altına gömülmelidir. Eğer bu işlem yapılmazsa attığımız gübrenin bahçede bekletilme süresi ve şekline bağlı olarak gübre değerinden çok şey kaybeder.
Bahçede kullandığımız ahır gübresi, şekilde olduğu gibi gerekli önlemler alınıp korunmazsa organik madde ve bitki besin maddeleri bakımından büyük kayıplara uğrar. Gübrenin içindeki bitki besin maddelerinin sıvı dışkı ile uzaklaşması, yağmur ile yıkanması ve gaz şekline dönüşüp uçması nedeniyle kayıplar söz konusu olabilir.
Ahır gübresi taze halde toprağa verilirse bu taze gübrenin içinde karbon/azot oranı (60/1) yüksek olduğundan bitki bu gübreden yararlanamaz. Gübre toprakta kurur ve atıldığı yerde çürümeden kalır. Gübrenin bitkilere faydalı olabilmesi için olgunlaştırılarak bu karbon, azot oranının (15/1) küçültülmesinin sağlamak gerekmektedir. Bunu sağlamak iyi bir muhafaza ile mümkündür. Ahır gübresinin ahır içerisinde muhafaza edilmesi hayvanlar açısından uygun değildir.
Çiftlik gübresi toprak ve fındık bitkisi üzerine olumlu etki gösterebilmesi için 6 ay veya 1 yıl kadar bekletilmiş olması gereklidir. Bunun için; çiftlik gübresi 80 cm karanlıkta tabaka halinde sıkıştırılmadan bir yere konulur. Gübrenin ısısı 55- 60 C ye yükseldiğinde ıslatılarak bir miktar fosforlu gübre, bir miktarda kireç ilave edilerek karıştırılır, sonra sıkıştırılır ve üzeri hava almayacak şekilde kapatılır. Bu şekilde olgunlaştırılmış olan çiftlik gübresi ile gübreleme yapılmalıdır.
Hayvanlar yedikleri yemlerdeki besin maddelerinin ancak %45'inden yararlanabilirler. Yemdeki bitki besin maddelerinin yarısından fazlası dışkı ile ahır gübresine geçer. Böylece ahır gübreleri içerdikleri besin maddelerinden dolayı bitkiler için zengin bir besin maddesi deposudur.
Çiftlik gübreleri hayvanların sıvı ve katı ifrazatları ile yataklık olarak kullanılan materyalden oluşur. Çiftlik gübresinin bileşimi hayvanın yaşı, cinsi, beslenme durumu ve yataklık olarak kullanılan materyalin cinsine bağlı olarak değişir. Bir ton ahır gübresinde ortalama; 5.5 kg Azot,2.5 kg Fosfor, 5.5- 6 kg Potasyum ve diğer önemli besin maddeleri bulunmaktadır.
Fındık bahçelerine bu gübreler sonbahar veya ilkbahar başında ocağın dal iz düşümüne halka şeklindeki 50- 60 cm genişlikteki banda 30- 40 kg kadar eşit olarak dağıtılır ve hemen toprağa çapalanır. Gübre çapalanmadan ocak altlarında bırakıldığı takdirde değerinden büyük ölçüde kaydeder. Karadeniz bölgesinin fazla yağışlı olması nedeniyle çiftlik gübresinin ilkbaharda fındıklar uyanmadan uygulanması gereklidir. Sonbaharda uygulama yapıldığı takdirde fazla yağış alan bölgelerde gübrenin değeri önemli miktarda hatta yarı yarıya azalmaktadır. Ahır gübresi toprağın genel yapısına ve organik madde miktarına göre 3-4 yılda bir uygulanmadır.
Çiftlik gübresinin bulunamadığı durumlarda toprağa organik madde kazandırmanın diğer bir yöntemi de yeşil gübrelemedir. Fındık bahçeleri için yeşil gübre bitkileri fiğ, yabani bezelye ve yulaf gibi bitkiler olup bunlar sonbaharda meyilli arazilerde dal iz düşümlerindeki 50- 100 cm'lik halka şeklindeki banda, düz arazilerde ise tüm bahçeye ekilir. İlkbaharda çiçeklenmeden önce biçilerek toprağa karıştırılır. Bu uygulamaya toprağın organik maddesi az olan yerlerde birkaç yıl üst üste devam edilmelidir. Ayrıca bahçelerdeki yaprak, mısır sapı ve benzerleri gibi maddelerden elde edilecek çürüntüler de toprak verimliliğini artırmada kullanılabilir. Bu artıkların çürümeleri yani yarayışlı hale geçmeleri çiftlik gübresinde olduğu gibi bazı işlemlerin yapılmasını gerektirir. Çürüme elde edildikten sonra fındık dal iz düşümlerine saçılarak toprağa 5- 10 cm derinlikte karıştırılmalıdır.
Mani ve Sözler;
Halk diline geçmiş ve folklor dökümanına konu teşkil eden fındık darbı mesellerine de temas etmekte fayda vardır..
Fındık ağacının yazın gölgesi, kışında ateşi tatlıdır.
Yalnız fındığa bel bağlayan koltuk değneğinden kurtulamaz.
Fındık yetiştirmesen açlığa dayan, bey gibi yaşarsın.
Fındık ağacı demiş ki, şu dikenleri kesinde harmanı göreyim
Yalı boyu kayıklar
Kızlar fındık ayıklar
Sevenler sevdiğini
Gece gündüz sayıklar
Mani demeğe geldim
Fındık yemeye geldim
Meramım fındık değil
Kız seni görmeye geldim
Fındığa gaga derim
Darılma şaka derim
Sende beni bastırırsan
Ben de sana ağa derim
 |
FINDIK VE SAĞLIK
Yağ (oleik asit çoğunlukta olmak üzere), protein, karbonhidrat, vitaminler (vitamin E), mineraller, diyabetik lifler, fitosterol (beta- sitosterol) ve anitoksidant fenoliklerin özel bileşimleri nedeniyle insan beslenmesi ve sağlığı açısından fındık, kuruyemiş çeşitleri arasında önemli bir konuma sahip bulunmaktadır.
Fındığın besleyici ve duyumsal özellikleri, onu gıda ürünleri için benzersiz ve ideal bir malzeme haline getirmektedir. % 60,5 oranında yağ içerdikleri için fındıklar iyi birer enerji kaynaklarıdır.
Birçok araştırmacı, fındık tüketiminin insan beslenmesi üzerine olumlu etkileri olduğunu söylemiştir. Bu etkiler, tekli ve çoklu doymamış yağ asidi (% 82,8 oleik ve % 8,9 linoleik) bakımından zengin olan fındık lipitlerinin yağlı asit profiliyle ilgili olabilir.
Araştırmalar göstermiştir ki doymuş yağ oranının düşük ve tekli doymamış yağ oranının (MUFA) yüksek olduğu beslenme çeşitleri kan lipiti düzeyinin kontrolünde etkili olmaktadır; benzer bir sonuç, koroner kalp rahatsızlığı (CHD) riskinde de olumlu bir etken olabilir. Ayrıca (fındık yağında yüksek oranda bulunan) tekli doymamış yağ oranıyla zenginleştirilmiş beslenme çeşitleri CHD vakalarının azlığı, tansiyon düşüklüğü, toplam kolesterol dengesinde düşüklük, lipoprotein yoğunluğunun (LDL) azaltımı veya tersinin çoğaltımı ve kan trigliserin değerinin düşmesi gibi insanlarda benzer, olumlu etkiler oluşturur.
E vitamini açısından bitkisel yağlardan sonra fındık en iyi ikinci kaynaktır. E vitamini çözülebilir bir lipit fenolik antioksidandır. Fenoliklerin antioksidan aktiviteleri, hidrojen atomlarını bağımsız köklere dönüştürme özelliğinden kaynaklanır. Bu bileşimler bağımsız kökler oluşturabileceği için, diyabetik hastalarda, kanser ve atherosclerosis önlemede potansiyelleri olduğuna inanılmaktadır. E vitamininin antioksidan görevi ve koroner kalp rahatsızlığı ve kanserle olan ilişkisinden dolayı, fındık ve fındık ürünlerini de içeren doğal gıda maddelerine tüketici ve sanayi tarafından olan ilgi artmaktadır.
Her gün sadece 25-30 gr fındık yemek, günlük E vitamini ihtiyacının 100%' ünü karşılamaktadır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki fındıkta bol miktarda bulunan beta- sitosterol maddesi kolesterolü düşürmek ve kanser (kolon, prostat, göğüs) gibi pek çok hastalığı önlemekte önemli bir rol oynayabilmektedir. Bu husus tümör büyümesini engelleme ve apoptosis uyarımı içinde geçerlidir. Ayrıca, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum başta olmak üzere fındıklar iyi birer mineral kaynağıdır. Tansiyonun dengelenmesinin yanı sıra, sodyum bakımından düşük fakat mineraller bakımından oldukça cömert olan fındığın kemik gelişimi ve sağlığı açısından da önemi büyüktür. Bu minerallerin sağlık açısından olumlu etkileri iyi bilinmektedir.
Fındık ayrıca tüm gerekli amino asitleri ve en gerekli mineralleri de içermektedir. Fındık cystine ve methionine bakımından düşük olan baklagil kökenli gıdalarla birlikte protein kaynağı olarak kullanılabilmektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, doğal antioksidanlar bakımından fındık iyi bir kaynaktır. Bu, fındığın ve fındık mamullerinin nutraceutical potansiyelini işaret etmektedir. Sonuç olarak, fındık, günlük dengeli beslenmede hayati bir besin ve katkı maddesidir ve kalp sağlığı açısından da en faydalı nutraceutical maddedir. Günde bir avuç fındık yemek, sizi yukarıda bahsi geçen birçok hastalıktan koruyabilir.
TÜRKİYE VE FINDIK
Tarihi belgelerde günümüzden 2300 yıl önce Türkiye'nin kuzeyinde Karadeniz kıyılarında fındık üretildiği belirtilmekte ve fındığın son 6 yüzyıldan beri Türkiye'den diğer ülkelere ihraç edildiği bilinmektedir. Dünya'nın fındık üretimi için gerekli uygun hava koşullarına sahip bir kaç ülkesinden biri olan Türkiye, toplam Dünya üretiminin % 75'ini, ihracatının ise % 70-75'ini gerçekleştirmektedir.

|
Türkiye'nin Karadeniz sahillerinde yoğun bir şekilde yeralan fındık bahçeleri, sahilden içeriye doğru en fazla 30 km'yi geçmeyen alanda bulunmaktadır. Batı Karadeniz'de Zonguldak'tan (istanbul'un doğusu) başlayarak doğuya doğru tüm Karadeniz boyunca deniz ve dağlar arasında yeşil bir kuşak gibi hemen hemen Gürcistan sınırına kadar uzanır.
Türkiye'de 550-600 bin hektar alan üzerinde üretimi yapılan fındık ile dolaylı ve dolaysız olarak 4.000.000 insan ilgilenmekte olup, bu durum fındığın sosyo-ekonomik önemini artırmaktadır. Türkiye'nin Dünya'daki diğer fındık üreten ülkeler arasında, üstün kalitesi nedeniyle seçkin bir yeri olup, üretim ve ihracatta liderliğini sürdürmeye devam etmektedir.
ÜRETİM ALANLARI
Yeryüzünde, 36-41 kuzey enlemlerinde ve kendine özgü iklim koşullarında yetişen fındık ağacı, kıyılardan en çok 30km içerde ve yüksekliği 750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir.
Türkiye'de fındık yetiştiren bölgeler iki alt bölgeye ayrılabilir:
a) 1. Standart Bölge (Karadeniz Bölgesi'nin doğu bölümü): Ordu, Giresun, Rize, Trabzon ve Artvin illeri.
b) 2. Standart Bölge ( Karadeniz Bölgesi'nin orta ve batı bölümü) : Samsun, Sinop, Kastamonu, Bolu, Düzce, Sakarya, Zonguldak ve Kocaeli illeri.
HASAT
Türk fındıkları genellikle Ağustos başı ile Ağustos sonu arasında, bahçenin bulunduğu yerin yüksekliğine göre olgunlaşır. Zamanında hasat fındık dallarının silkelenmesiyle yere düşen zuruflu fındıkların yerden toplanmasıyla yapılmaktadır.Diğer bir hasat şekli ise dallardan tek tek toplanarak yapılandır.

|
Bahçelerden toplanan fındıklar arazinin durumuna göre aynı gün veya birkaç gün sonra harmana getirilir ve harmanda 10- 15 cm kalınlığında serilerek zurufları kahverengi oluncaya kadar güneşte soldurularak ön kurutma yapılır. Soldurma işleminden sonra fındıklar patozla zuruflardan ayrılarak tenteler üzerinde ince tabakalar halinde güneşte kurumaya bırakılır.
Ön kurutma dahil havanın durumuna göre toplam kurutma süresi 15-20 günü bulur. Tabii şekilde ve güneş altında kurutma Türk fındığının lezzetli olmasında önemli bir etkendir.
KULLANIM ALANLARI
Türkiye ve Dünyada çerez olarak da tüketilen fındığın % 90'a yakın kısmı kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış, dilinmiş,un ve püre halinde çikolata, bisküvi, şekerleme sanayiinde, tatlı, pasta ve dondurma yapımı ile yemek ve salatalarda yardımcı madde olarak kullanılmaktadır.
Yaklaşık beşbin yıldır bilinen fındık, meyvesinden odununa kadar birçok yerde insanlığa büyük yararlar sağlamaktadır. Fındık kabuğu ülkemizde özellikle fındık üretilen bölgelerde çok değerli ve yüksek kalorili bir yakacak olarak kullanılmaktadır.

|
Ayrıca fındık odunundan sepet , baston, sandalye, çit ve el aletleri yapımında faydalanılır. Bazı türleri park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fındık yaprağı ile meyve zurufleri de, gübre olarak kullanılmaktadır. Üretim fazlası fındıklar yağlık olarak değerlendirilmektedir. Fındık ham yağı rafine edilerek yemeklik yağ olarak, fındık küspesi ise yem sanayiinde katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.
SANAYİ VE TİCARET
Halen ülkemizde yıllık 1.800.000 ton iç kapasiteli 180 kırma fabrikası ile yıllık 350.000 ton iç kapasiteli 40 işleme tesisi bulunmaktadır. 1970'li yıllarda fındık ihracatımızın % 90'ı kabuklu ve natürel iç olarak gerçekleşirken, fındık işleme sanayisindeki olumlu ve hızlı gelişmeler sonucunda işlenmiş fındık ihracatının toplam ihracatımızdaki payı 2000 yılında %30'un üzerine çıkmıştır.
Üretimin her aşamasındaki etkili ve özenli kalite kontrol sistemleri sayesinde alıcı firma isteklerinin tam anlamıyla yerine getirilmesine paralel olarak özellikle işlenmiş iç fındık ihracatı her yıl artış göstermektedir. Ülkemizde hazırlanan işlenmiş fındıklar, natürel fındık almak suretiyle birçok ithalatçı-sanayicinin kendi tesislerinde hazırladıkları işlenmiş fındıklardan çok daha kalitelidir. Günümüzde gerek resmi,gerekse özel sektöre ait işlenmiş iç fındık üretiminde kalite güvence departmanlarınca HACCP kapsamında en asgari düzeyde yapılan analizler ilişikte bulunmaktadır.

|
AMBALAJ
Ülkemiz fındık ihracatı alıcı isteğine bağlı olarak aşağıda belirtilen ambalajlarda gerçekleştirilmektedir.
Natürel İç :
-genel olarak 25, 50 veya 80 kg’lık jüt çuvallarda,
- 500, 800 veya 1000 kg'lık lamineli bigbag'lerde
-10, 12.5, 20 veya 25 kg’lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda, doğrudan karton kutularda)
-25 veya 40 kg’lık kağıt torbalarda
-doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg’lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda

|
Beyazlatılmış, Kavrulmuş, Kıyılmış, Un :
-25 veya 50 kg’lık polietilen torbalı jüt çuvallarda
-10, 12.5, 20, 25 kg’lık karton kutularda (vakumlu torbalarda, vakumsuz polietilen torbalarda)
-500, 800 veya 1000 kg’lık lamineli bigbag'lerde
-alüminyum vakum torbalarda
-doğrudan tüketiyice yönelik 25gr, 40gr, 80gr, 100gr, 200 gr, 500 gr ve 1kg’lık vakumlu veya vakumsuz ambalajlarda
Dilinmiş :
-10, 12.5, 20 veya 25 kg’lık polietilen torbalı vakumsuz karton kutularda
Füre :
-gıdada kullanılan 30, 60, 120, 200 veya 220 kg’lık plastik varillerde
-30, 60, 200 kg’lık laklı metal varillerde
-doğrudan 20 veya 22 tonluk tankere dolum yapılmak suretiyle
HABERLER
KIHACHI FİRMASI YENİ FINDIKLI ÜRÜNLER PİYASAYA SÜRDÜ
Japonya’da fındık tüketiminin artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında Fındık Tanıtım Grubu’nun işbirliği içerisinde bulunduğu Japonya’nın önde gelen pastane zincirleri arasındaki “Kihachi” firması, sonbahar ve kış dönemi için piyasaya “Gateau Noisette”, “Kinomi Financè” ve “Noisette Cookie” adlı üç çeşit fındıklı ürün sundu. Bu üç ürün arasında yeralan “Gateau Noisette” ise, sözkonusu firmanın internet sitesinde ( http://www.kihachi.co.jp/pati/info/os/0709.html) "ayın ürünü" olarak da tanıtılmaya başlandı.
Gateau Noisette Kinomi Financè Noisette Cookie

JAPONYA’DA FINDIKLI YENİ ÜRÜNLER
Haagen Dazs firması, “Noisette Chocolat" adlı fındıklı dondurma ürününü önümüzdeki sonbaharda Japonya piyasasında satışa çıkaracaktır. Sözkonusu ürün ile ilgili yapılan basın duyurusunda, kullanılan fındığın Türk malı olduğu ve kavrulmuş fındığın çikolata ile uyumuyla lüks bir ürün ortaya çıktığı belirtilmektedir. Ürün ile ilgili bilgi için lütfen tıklayınız.
YAZILARIN BİR KISMI
http://www.ftg.org.tr/
ADRESİNDEN ALINMIŞTIR